Anasayfa Fotoğraf Galerisi İletişim Haber/ Yazı gönder Linkler Siteyi öner Yöneticiler
Ana Menü
Ziyaretci Sayacı
Pazartesi1151
Salı505
Çarşamba753
Perşembe1033
Cuma1205
Cumartesi1254
Pazar1335
Toplam:4232475
En Çok:3510
Yeni Şiirler
· Bilmem neden böyle derler.
(2072 okuma)
· Dalkaraya Selam.
(1974 okuma)
· Ali-pıse Öl demedi ki öleyim
(2122 okuma)
· Yar halimden bilmedi
(1922 okuma)
· Ali-Pıse göçtü muhtarım
(2290 okuma)
· Perişan Köyler Perişan.
(2078 okuma)
· ÜÇ BEŞ
(1945 okuma)
· Beklerim daha bu sene..
(2148 okuma)
· Bizde
(1848 okuma)
· ANNE
(2058 okuma)

Toplam 122 şiiri kayıtlı
Izlenimler
su ana kadar
11529965
sayfa izlenimi aldik. Baslangiç: 15.Agustos 2006
Arastirmalar: insan ve doğa
bilal üzüm bildirdi: "İNSAN VE DOĞA Tabiat, (yani doğa;) siyasilere, ırkçılara, dincilere ve onların ağababası olan sömürücü sermayedarlara bırakılmayacak kadar değerlidir. Hiç bir canlı yokken evren vardı. Doğa yasalarının şaşmaz gereği olarak, değişim, dönüşüm ve oluşum mekanizması sonucu canlı varlıklar oluşmuşa benzer. Dar anlamda dünyayı, geniş anlamıyla evreni doğa diye anlamamız gerekir. Çünkü dünya evrenin küçük bir parçası, hata bir toz misali kadar ufaktır. Konumuz gereği biz dünyamız açısında düşüneceğiz. Bilindiği gibi, güneş ailesi ve dolayısıyla dünya 4,5 milyar yıl önce oluşmuştur. İlk bir- iki milyar yıl başlangıcın zorlukları içinde geçmiş, nihayet su, kalsiyum ve organik maddelerin varlığı sayesinde canlı varlıklar görüş alanına çıkmıştır. Dünya üzerinde 3,5 milyar yıldan beri hayat kaynıyor. O günden günümüze canlı hayat basitten mükemmelliğe doğru bir maraton süregelmiştir. Bu maratonun son küçük bir kesitinde adına “homo” denen varlık ortaya çıkmıştır. (Homo kelimesi Latince olup insansı anlamında kullanılır). İnsan evrende beyinsel olarak daha gelişmiş bir varlık keşfedilmediği müddetçe 14 milyar yıllık evren’in en değerli kazancıdır. Bunun nedeni şudur

İnsan diğer canlı varlıkların aksine düşünen, düşündüğünü sanatla taçlandıran, sanat ve düşünce ürünleriyle tarih yaratan, doğa içinde çok yönlü ve bilinçli mücadele yürüten, yalınız bu günü değil, geçmişi ve geleceği de irdeleyen, olumlu ve olumsuzluklardan deney ve dersler çıkaran, bilinç ve emeği yoğurarak yarınını kurmaya önem veren bir tarih, sanat ve düşünce varlığıdır. Önemi, birçok diğer niteliğinin yanı sıra, bu niteliklerinden gelmektedir. Dünyada canlı olarak yalınız insan yaşamıyor.

 Hayvan dünyasında 2 milyondan fazla çeşidin yaşadığı, ayrıca milyonlarca bitkinin hayat bulduğu tespit edilmiştir. Bunlar da canlıdır. Bunların da bizim gibi havaya, suya, güneşe ve toprağa ihtiyacı vardır. Fakat ne hayvani dünyada, ne de bitki dünyasında insan benzeri bilinçli bir hareket beklenebilirimi. Bu güne kadar böyle bir olaya şahit olunmamış ve tespit edilmemiştir. Bu demek değildir ki, bitki ve hayvan âlemi yaşam mücadelesi içinde değiller. Örneğin bitkiler güneş ışınlarına kavuşmak için bizim göremediğimiz bir mücadele içindeler. Damarları vasıtasıyla topraktan besin alarak yaşamaya çalışırlar. Kısaca yeşil bitkiler fotosentez sırasında güneş enerjisini kullanarak karbondioksit moleküllerini su molekülleri ile birleştirip şeker, selüloz, yağ ve protein gibi maddeleri oluşturarak, serbest oksijen üretip atmosfere verirken, mutfağımıza besin temin ederler. Diğer yanıyla insan ve hayvan âlemine oksijen verirler, ayrıca ürettiği oksijen atmosferde azot moleküllerini oluşturarak ozon tabakasının oluşumunda önemli rol alır ve yeryüzündeki canlıları uzaydan gelen radyasyon (ultraviyole, iks ışını, gama) ışınları gibi zararlı ışınlardan korur. Bu kadar değerli bir işlevi bitkiler doğal yoldan yaparlar. Bunları yapmak için kimseden karşılık beklemezler. Hayvansal dünyaya bakıldığında, çeşitli kategorilerden oluşan bir canlılar âlemini görürüz. Hayvan alemini ikiye ayırmak mümkün. Aşağı ve yukarı… Hayvanlar, hayvan âleminin tümünü değil de, memelileri göz önüne alırsak. Canlılar içinde insana en yakın canlı memelilerdir.

Bir insanda var olup ta memelilerde olmayan bir organ yok gibidir. Bu benzerlikler nedeniyle “düşünürler” insan düşünebilen hayvandır, insan sanat ve tarih yapan hayvandır. İnsan meraklıdır ve merak ettiğini öğrenmeye çalışan bir varlıktır. İnsan en acımasız ve en bencil, aynı zamanda en obur bir canavardır da. Çünkü hem etobur ve hem de, oto bur bir varlıktır. Dünyayı bir kişiye verseniz daha yok mu diye sağa sola saldırır. Ama insanın yalınız oburluğu ve çirkefliği yoktur. Aynı zamanda bünyesinde topladığı nitelikleriyle düşünce, duygu, his ve yetenekleriyle doğaya karşı mücadelesinde en başarılı canlı varlıktır da. Yaşam mücadelesinde harikalar yaratan, diğer canlı varlıklarla arasına kalın duvarlar çeken düşüncenin ve emeğin en değerli yaratı olduğunu ispatlayan yegâne varlık insandır.

Bu meziyetini her gelen gün mükemmelleştirerek ortaya koymaktadır. Ne var ki, insan da iki yönlüdür, nasıl ki, doğada her şeyin artısı- eksisi varsa, insanın da maddi ve insani olmak üzere iki ana eğilimi vardır. Tarihsel geçmişe baktığımızda, Sümerlerden bu güne kadar olan gelişme, insan denen varlıkta maddi yön hep öne çıkmıştır. Her zaman bu güç kuvvet şeklinde ortaya çıkmış, bunun kaynağı maddi birikim şeklinde tezahür etmiştir. Sonu gelmeyen savaşların, katliamların nedeni maddi egemenlik olmuştur. Bununla beraber, zaman zaman insani yönde düşünülmüş hak hukuk denen şey, insani kaygılardan kaynaklanır. Tanrı, peygamber, din, iman insani kaygının neticeleridir. Fakat bunların anahtarı da toplumun elinde değil, toplum adına hareket eden otorite denen kurumların eline verilmiş. İlk çıkışta halkın yararınaymış gibi görünen bu araçlar, halkı köleleştirmek için birer sopa oluvermiş, çıkar guruplarının elinde. Hak, hukuk, inanç, yasa vb şeyler insani yönü ağır basan araçlar olmasıyla beraber, çıkar gurupların elinde bayağılaşıyor, küçük bir azınlığın egemenlik aracı haline geliyor.

Bu aracı ele geçiren kişi ve kişiler egemenliğini devam ettirmek için her türlü zulme başvurmayı mubah saymışlar. Korku, karanlık, şiddet silahını bütün zamanlarda kullana gelmişlerdir. Bütün zamanlarda bu unsurlar halk içinden çıkmış ve halka düşmanlık temelinde örgütlenmişlerdir. Her yerde devlet çatısı altında, çıkarcılar, inanç kurumları, silahlı gücü ve bürokrasisiyle kader birliği içinde bir çatı altında birleşmişlerdir. Bu birleşimden oluşan bir devlet yok ki, korkutucu ve korkunç olmasın. Demokrasi, insan hak ve özgürlükler, son yıllarda ortaya çıkan çevre hakları mücadelesi vb. gibi tüm insanı ve geleceği ilgilendiren hayati sorunların tümü, yukarıda adı geçen üst sınıflara ve kurumlara karşı verilecek mücadeleden geçer. Devlet, inanç kurumları, çıkarcılar, onların vurucu güçleri ve bürokrasisi bu uğurda verilen mücadelenin amansız düşmanıdırlar. Onlar için sermaye ve sermayedarlar kutsaldır. Devlet kutsaldır, her çeşit makam kutsaldır. Bizde diyoruz ki, başka kutsallarda vardır. Hava, su, güneş, toprak (yani doğa sizin kutsallardan daha da kutsaldır.) dahası yaşam hakkı bütün kutsallar içinde en kutsalıdır. İnsan, hayvan , bitki, canlı varlıkların tümünün yaşama hakkı vardır ve bu hak kutsaldır. Madem ki, yaşam hakkı en kutsal haktır, öyleyse güvence altına alınması en önemli toplumsal görev olmak durumundadır. Bunun da yolu demokrasiden geçer. Demokrasi ise çıkarcı, gerici ve onların hizmetinde olanlara karşı verilen mücadele ile elde edilir. Bunun en yakın örneği, tam iddial bir demokrasi olmasa da, Avrupa örneği göz önündedir. Avrupa da kral, lord, baron, kilise vs. ye karşı verilen ölümüne mücadeleyle bu hak kısmen elde edilmiştir. Bizde ve dünyanın her yerinde insan gibi yaşamanın tek yolu sermaye, gericilik ve onları koruyan mekanizmalara karşı mücadeleden geçer. Başkada insanca yaşamanın yolu yoktur.

 Bu unsurlara karşı mücadele yalınız toplumun demokratikleşmesi için değil, dünyayı doğayı ve geleceğin yaşanabilir olmasını da amaçlamalıdır. Eğer toplumsal yozlaşmayı, doğasal çölleşmeyi istemiyorsak, haklarımıza ve doğamıza sahip çıkmalıyız. DOĞAYI KORUMAK DÜNYALI OLMANIN ÖNEMLİ GÖREVİDİR Sevgili dostlar; bazı şeyler var ki, değeri geç anlaşılır. Bizim suyumuz, havamız, aşımız, ekmeğimiz, babamız, anamız olan dünya da değeri yeterince anlaşılmayan bulunmaz bir mekândır. Dünya tek kelimeyle canlı yaşam için harika bir gök cismidir. Canlı yaşamın oluşumu ve devinimine imkan sağlayan ılıman bir iklimin olması, suyun sıvı halde bulunması, (eğer su mevcut olsaydı, ama buz halinde olsaydı) canlı hayatın serpilerek oluşması düşünülemezdi. En kötüsü bitkiler oluşmazdı ve oksijenden mahrum kalırdık. Su var olduğu halde, ya az, yada yeraltında olsaydı, buharlaşma gerçekleşemez ve yağmur, kar ve benzeri atmosfer olayları oluşmayacağı için, canlı yaşama pek yardımcı olmayacaktı. Şükürler olsun ki dünyanın üçten ikisi deniz, göl ve okyanuslarla kaplıdır. Buharlaşma sayesinde dünyanın en kurak yörelerine yağış olarak dönmektedir. Yine, Dünya diğer gazların yanı sıra oksijen ve karbon gazları gibi çok önemli iki gaz barındırıyor. Karbon canlı hayatın oluşmasında en temel elementtir. Karbon atomu bulunduğu ortamda var olan diğer atomlarla birleşmeye en istekli atomdur. Bilindiği gibi bir nesnenin oluşmasının temel taşı atomlardır. Birden fazla atomun bir araya gelmesi molekülleri oluşturur. Moleküllerin birleşmesi hücreyi, hücrenin kendi kendini üretmesi sonucu canlı hayatın oluşması gerçekleşir. Yapılan bilimsel çalışmalarda, içinde karbon atomu olmayan bir molekül, canlı yaşamı oluşturacak kabiliyette değildir. Buraya kadar karbonun ne kadar yararlı olduğunu ifade etmeye çalıştık. Evet karbon gazı gerekli, ama ne kadar.? Yıllar önce yapılan bir ölçümde atmosferde % 0,027 oranında karbon gazı vardı. Bu kadarı yeryüzünde yaşayan canlıların ihtiyacına yetip artıyordu.

Son yıllarda çok hızlı bir tempoda gün geçtikçe artış gösteriyor. Bu da küresel ısınmaya, küresel iklim değişikliğine yol açıyor. Bu nedenle birleşmiş Miletler örgütü dünya zirveleri yapıyor. Dünyanın en önemli bilim insanlarını bu küresel belayı incelemek ve önlem almayı teşvik için görevlendiriyor. Fakat önlenemiyor. Çünkü kirliliğe sebep olanlar sermayedir. Sermayeyi halka karşı koruyan ise baştan hükümetler olmak üzere gericiliktir. Bunlar normal insana benzemezler. Daha fazla kar için göze alamayacağı katliam ve işlemeyeceği cinayet yoktur. Günümüzde dengesiz iklimin ve hava kirliliğinin nedeni karbondioksittir. Karbondioksitin de nedeni büyük oranda organik yakıtlardır. Yani petrol ürünleri ve kömürdür. Günümüzde hava kirliliğine neden olan sektörlerin başında araç sektörü, termik santraller, çimento fabrikaları, nükleer santraller, petrol ve kömürle çalışan diğer işletmeler gelmektedir. Bu durum böyle devam ederse dünya sera etkisine maruz kalacaktır. Kutup buzlarının erimesi, iklim düzensizliği, yağışların rahmet olmaktan çıkıp, sık sık felaketlere dönüşmesi, bir yörede hiç yağmazken, bazı yerleri yıkıp geçmesi gibi olayların yanı sıra, sera etkisi nedeniyle gündüz ve gece arasında sıcaklık farkının azalması, şundan dolayı, dünya gündüzleri güneşten ısı alır ve gece bu ısının bir miktarını uzaya salar. Eğer dünya sera etkisi altındaysa karbondioksit gazı güneş ışınlarını hapsedecek, uzaya salınımı bir miktar engelleyecektir. Bunun yol açacağı sorunlar, geceleri sıcak olacağı için rahat uyuyamayacağız.

 Daha kötüsü, zaten hafif bir gaz olan oksijen, dünya ısındıkça daha da hafifleşecek, yukarılara çıkma eğiliminde olacağı için, böyle bir ortamda çocuklar, yaşlılar, akciğer sorunu olanlar, astım vb. gibi rahatsızlık çekenlere sorun çıkarırken, gittikçe yeryüzünde yaşayan insan ve hayvan nesli bu tehlike ile karşılaşabilir. Belki bazıları bunu abartılı bulabilirler, bu nedenle bir örnek vermek gerekiyor. Dünyamız güneş ailesinin bir üyesidir. Dünya dışında 8 gezegeni ve 64 kadar da uydusu vardır. Bunların hiç biri canlı yaşama ev sahipliği yapacak şartlara haiz değildir. Bunların içinde kütle ve hacim olarak dünya ile büyük benzerliği olan Venüs tür. Bilim insanları Venüs te hayat olabileceği umudundaydılar. 1970 lerden sonra yapılan incelemelerden anlaşıldı ki, Venüs te hayatın üremesi olanaksız. Hayatın olması için bir atmosferi olması gerek. Evet atmosferi vardır, yani havasız değildi. Öyleyse havanın olduğu yerde suyun olması gerekirdi. Çünkü suyun maddesi havadır. Suyun molekül yapısı, H2Odur. Bunun anlamı şu 2 hidrojen ve 1 oksijen atomundan oluşur. Fakat Venüs ün atmosferi %95 oranında co2 yani karbondioksitten oluşuyordu. Yüzey sıcaklığı 480 derecedir. Yani kurşunu eritecek derecede bir ısı demektir. Bu kadar sıcak olan bir dünya da ne hidrojen, ne de oksijen barınabilir. Dolayısıyla suyun oluşması olanaksızdır. Venüs karbondioksit kurbanı bir dünya olarak sabah ve akşamlarımızı süslüyor o kadar. SONUÇ OLARAK Çevremizden başlayarak, doğaya dost olmak bir lütuf değil, bir zorunluluktur.

İnsanca ve mutlu olmak istiyorsak, çocuklarımıza temiz bir çevre ve demokratik bir düzen bırakmak zorundayız. Çünkü yoksulun bırakacağı başka bir mirası yoktur. Dostlar dünya canlı yaşam için çok önemli bir ev sahibidir. Gelecek kuşaklara tarih önünde iyi bir sınav vermek istiyorsak, gelişen çevreci muhalefette katkı sağlamak, küresel ısınma ve iklim değişikliğine, doğanın tahribatına karşı mücadele etmek ve doğamıza sahip çıkmak insanım diyen her insanın görevi olmalıdır. Bu gidişle muhtemeldir ki, yalınız küresel ısı olmayacaktır. Artı iklimin dengesizliği daha da korkutuyor.

"

Tarih: 13.09.2010 Saat: 22:56 Gönderen: musacoep


 
ilgili Baglantilar
· Daha fazla Araştırmalar
· Haber gönderen ungutmilyanli


En çok okunan haber: Araştırmalar:
Gönderen/Musa/Kahramanmaraş''''''''''''''''ın Alevi yerleşimleri (Harita

Haber Puanlama
Ortalama Puan: 0
Toplam Oy: 0

Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayirin:

Mükemmel
Çok iyi
iyi
idare Eder
Kötü

Seçenekler

 Yazdirilabilir Sayfa Yazdirilabilir Sayfa


Copyright © 2008 ungutmilyanli.com Tüm Haklari ungutmilyanli.com\'e Aittir.Web sitemizin içerik kod
yaziliminin bir kismi, php-nuke gurubuna aittir